Eyl 10, 2017 - Genel    No Comments

Adım Adım Fellow Programı Tavsiyeleri

*Daha ulaşılabilir olması için geçen sene Temmuz 2016’da Türkiye Girişimcilik Vakfı için yazdığım blog yazımı, burada da paylaşıyorum.

 

2014 yılında Türkiye Girişimcilik Vakfı’nın kurulması ile başlatılan “Fellow Programı” 2. senesini doldurdu. Girişimcilik Vakfı üniversite öğrencileri odaklı olan Fellow Programıyla, sürekli artan bir ivme ile girişimcilik ekosistemini şekillendirmeye tam gaz devam ediyor. Girişimcilik Vakfı ile ilgili detayları www.girisimcilikvakfi.org dan inceleyebilirsiniz.

6 aşamadan oluşan Fellow Programı seçim sürecini, başvuru yapacak olan adaylara faydalı olabilmesi için kendi gözümden kısaca değerlendirdim, anahtar kelimeler ve kendi yorumlarım ile Fellow Programını inceleyecek olursak:

  1. Aşama bir nevi kısa CV havasında bir aşama. Başvuran adayın temel bilgileri, deneyim ve gönüllü çalışmaların yer aldığı bir aşama. Bu sene 2016 fellow programına 61.000+ aday başvuru yaptı ve yaklaşık 5.200’ü 1. Aşamayı geçebildi. Bu arkadaşları tebrik eder, diğer aşamalar için başarılar dilerim.
  2. 2014 de başvuran fellowlar olarak bizim için bu aşama üstü kapalı bir aşamaydı, daha önce benzer bir video olmadığı için nasıl bir video oluşturmamız ve nelere dikkat etmemiz konusunda bir netlik sağlayamamıştık. Ama bu sene video çekecek olan adaylar bu konuda çok şanslı. Hem 2014 hem 2015 de çekilmiş olan birçok videoya youtube’dan ulaşabilirsiniz.

Video aşamasında olanlara tavsiyem, 2014 ve 2015 de fellow programını başarı ile tamamlamış olan toplam 90 kişinin videosunun bulunduğu http://futureleadnow.com/kategori/video/ linkindeki videoları olabildiğince izlemenizdir. Hemen hemen her biri farklı tema ve farklı konsepte olan bu videoların, video konusunda şuan için fikri olmayanlara dahi güzel ilhamlar, fikirler vereceğine inanıyorum. Videolarımızı izlediğinizde de göreceğiniz üzere, bu aşamada belli bir kalıp söz konusu değil. İster Mert Can’ın videosundaki gibi özgün bir şekilde hedefinize küçük adımlarla ilerleyin http://futureleadnow.com/fellow40-mert-can-motivasyon-videosu/  isterseniz Canan Döşlü’nün videosundaki gibi her türlü zorluğa ve güçlüğe karşı yılmadan zirveye tırmanarak http://futureleadnow.com/fellow40-canan-doslu-motivasyon-videosu/ . Ya da isterseniz benim yaptığım “çocukluğumuza gidecek olursak” ile başlayıp geçmiş, şimdilik zaman ve gelecek zaman hakkında konuşarak http://futureleadnow.com/fellow40-zafer-cigdem-motivasyon-videosu/ .

  1. Aşama kişilik envanter testi, bu sene enneagram kişilik deseni kullanılacak. Merak edenler Google dan inceleyebilir. Bu aşama için tavsiyem ise, olabildiğince dürüst olmanız ve en içinize sinen, size en yakın, en doğru olan seçeneği seçmenizdir. Birçok sorudan oluşan bu teste aynı sorular başta, ortada ve sonda yer alarak, ya da benzer sorular ve çapraz sorular taktikleriyle adayın cevaplarına göre “tutarlılık yüzdesi” oluşturuluyor. Bu noktada hoşunuza gitmediği için doğru cevap haricinde verilen farklı cevaplar, tutarlılığınızı etkileyecektir. Ve tutarlılık bu noktada gerçekten önemli.
  2. Aşama Visual Questionary. Yine örneklerini inceleyebilirsiniz. Fikir vermesi aşamasından çok kısa bahsetmem gerekirse, bu aşamada “1. Şekil A, ikinci şekil B, üçüncüsü nedir?” şeklindeki gibi mantık yürütme tarzında sorularla karşılaşmayacaksınız. Direkt olarak görsel yetinizi kullanacağınız Örneğin: 1. Üçgen, 2. Kare, 3.sü Daire olan şekiller birkaç saniye size gösterilecek ve sonrasında 2. Şekil nedir, ya da 2. Şekil hangi renkte kalem ile çizilmiştir şeklinde sorularla karşılaşacaksınız. Bu noktada iyi bir şekilde odaklanmaya, hem büyük resmi, hem de ayrıntıları iyi yakalamaya çalışmanızı öneririm.
  3. Online mülakat aşaması bir nevi son aşamanın bir demosu niteliğinde. Bu aşama için, internet hızınızın iyi olduğu, sessiz sakin rahatsız olmayacağınız bir ortam, daha önceden denenmiş mikrofon kulaklık ve kâğıt-kalem sizi mülakat aşamasında strese girmekten kurtarabilir. Bu aşamaya kadar gelen adayların girişimcilik vakfının neler yaptığını proje ve faaliyetlerini iyi bir şekilde biliyor olması, bunlara hâkim olması gerekiyor. Bu noktada 2014 faaliyet raporu http://girisimcilikvakfi.org/uploads/document/gv-faliyet-rapor.pdf?0.04 ve 2015 faaliyet raporunu http://girisimcilikvakfi.org/uploads/document/gvfaaliyettr2015.pdf?0.04 iyice incelemenizi öneririm. Ayrıca sosyal medyadan @girvak ı aktif bir şekilde takip etmenizi ve ilgili röportajları, fellow programı soru-cevapları gibi videoları dinlemeniz faydalı olacaktır.
  4. Aşama ve son aşama ise en eğlenceli, en zor ve en stresli aşama. Bu aşamada İstanbul’da yönetim kurulu ile yüz yüze mülakata gireceksiniz. Bu aşamaya gelecek olan arkadaşları şimdiden tebrik ediyorum! Artık @girvak’ı çok iyi tanıdığınızı varsayarak bu aşamada iletişim becerileri ve kendinizi çok iyi ifade edebilmeniz çok önem taşıyor. Bu aşamaya kadar geldiğiniz için video, kişilik testi, görsel test ve online mülakat çıktılarınızdan hareketle artık @girvak ve yönetim kurulu sizi kısmen tanıyor. Hangi yönetim kurulu üyesi ile mülakata gireceğinizi son ana kadar bilmiyorsunuz, bu da merak ve heyecanınızı biraz daha arttırıyor haliyle. Bu noktada yönetim kurulu ve mütevelli heyetimizde kimlerin olduğu ve neler yaptıklarına da hâkim olmanız size avantaj sağlayacaktır. Fellowlar olarak birçok proje, staj, iş vs. gibi mülakat deneyimlerimiz olmasına rağmen ortak kanaatimiz ise bu aşamada katılacağınız mülakat, diğer mülakatlardan oldukça farklı. Bu aşama için ise, fellow programına nasıl katkı sağlayabilirsiniz, girişimcilik ekosistemini bir adım ileriye nasıl götürebilirsiniz ve bu faaliyetlerin Türkiye’de nasıl daha çok kitleye ulaşmasını sağlayabilirsiniz, fellow programından nasıl aktif bir şekilde yararlanmayı düşünüyorsunuz. Neden katılmak istiyorsunuz tarzında soruları çoğaltarak ve bunlar için aklınızdakileri netleştirerek mülakata girmeniz sizin için faydalı olacaktır. Onun dışında karşınızda @girvak yönetim kurulundan mülakatınıza girecek olan kişiyi gördüğünüzde heyecanlanırsanız(ben ekstrem spor geçmişi ve adrenalin seven birisi olarak kısa sürse de heyecanlanmıştım, heyecanlanırsanız o yüzden hemen kendinize kızmayın), heyecanınızı kısa bir sürede yenmeniz ve en verimli en etkin şekilde kendinizi ifade etmeniz, sohbetinize devam etmeniz gerekmektedir. Yazımda buraya kadar mülakat olarak dile getirsem ve 6. aşamanın adı mülakat olarak geçse de, bence mülakattan ziyade 15 dakika civarı sürecek olan ama çok daha hızlı geçecek olan güzel bir sohbet sizi bekliyor. Son aşamanın bitimine kadar meraklı gözlerle mailleri, sonuçları bekleyenlerden olmanız dileğiyle. Bol şans!

“Farkınız özgürlüğünüz, cesaretiniz girişiminiz olsun”

Bu yazının aslına ulaşabilmek için:   https://girisimle.com/adim-adim-fellow-programi-tavsiyeleri/  adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

Siz de, kendi deneyim ve tavsiyelerinizi paylaşarak katkı sağlamak ister misiniz? Değerli yorum ve paylaşımlarınızı bekliyorum.

Zafer Çiğdem’in yazı ve haberlerini Twitter ve Facebook dan takip edebilirsiniz.

Saygılarımla …

 

Share Button
Ağu 9, 2017 - Genel    No Comments

Sihirli kelime, Empati

Hayatta tüm canlılar birbirleriyle iletişim halindedir. Her an beş duyumuza hitap eden kanallarla iletişim halinde yaşamaktayız. Günlük hayatımızın çoğu anında aktif olarak “kendimizi iyi ifade edebilmek” ve “muhatabımızı iyi anlamak” için kullandığımız iletişim araçları ve etkili iletişim bizler için katbekat önemli. Öyleyse muhatabımızı daha iyi anlayabilmek ve kendimizi farklı yaş, çevre ve düşüncedeki kişilere de daha iyi ifade edebilmek için empati’nin önemini gelin birlikte vurgulayalım.

Empati:

1.) Kişinin kendini başka birinin yerine koyarak onun duygu, istek ve düşüncelerini anlayabilme becerisi

2.) Bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da davranıştaki motivasyonunu anlamak ve içselleştirmek

anlamlarına gelmektedir. Aslında karşımızdaki kişi/kişilere gösterdiğimiz saygının da göstergesidir empati. Kişinin tutarsız söz ve davranışlarına hemen tepki göstermek yerine, kendisine verdiğimiz değerden, gösterdiğimiz saygıdan dolayı farklı bir nedenden dolayı bu şekilde davranabileceğini göz  önünde bulundurmak, onu anlamaya çalışmaktır. Zaman zaman hangimizin bu şekilde bir inisiyatife ihtiyaç duymuyoruz ki?

Peki empati kurabilmek için neler gerekiyor?

Teknik ve teknik olmayan bir çok yazıda ve videolarda bununla ilgili bir çok sinirsel, hormonal ve duygusal etkene değinilmiş. Bu yazı için gelin biz bunlara özetle, iyi bir dinleyici olmak(çok kolay görülse de herkesin yapabildiği bir şey değil maalesef) ve farkındalığımızı arttırıp muhatabımızı anlamaya çalışmak diyelim. İyi bir dinleyici olduk ve empatimiz kuruldu. Eee peki bir faydası var mı acaba bu işin?

Tabii ki;

  • Doğru iletişim kurabilmeyi sağlar(Tek kişilik dev kadro misali olan ana maddemiz).
  • Ana maddemize bağlı olarak dolaylı yollardan ise,  iş birliği, üretkenlik ve ortam refahının artmasını sağlar.
  • Kişinin bencillik ve egodan uzaklaşmasını sağlar.
  • Çözüm odaklı düşünme yeteneğinin artmasını sağlayıp kurulan sağlıklı iletişim ilişkisi ve yardımlaşma sayesinde kişinin toplumdaki saygınlığının artmasını sağlar.
  • Ötekileştirme, duyarsızlık, vurdumduymazlık gibi insani ve toplumsal gelişmeyi engelleyici unsurları önlemesi, hoşgörü ve saygıyı beraberinde getirmesi vb.

Tabi bu noktada “denge”, doğada da olduğu gibi empati kurarken de çok önemli, bu nedenle dozunu iyi ayarlamalıyız. Değilse, hem kendimiz için hem karşımızdaki için faydalı olmayabilir hatta zarar verebilir. Hazır denge demişken bu noktada ebeveynlerden ricam, “ben olsam zorlanmak istemezdim hadi empati kurdum çocuğum zorlanmasın” düşüncesinden ziyade çocuk gelişimi ile ilgili olabildiğince çok fazla metin okumanız ve bu noktada “çocuğum zorlanmasın yardımcı olalım, biz halledelim” tutumu yerine, onların kolayı, zoru, kazanmayı ve özellikle kaybetmeyi öğrenmelerine, tüm bunları deneyim edinmelerine izin vermenizdir (konu dağılmasın diye detay vermiyorum ama benzer bir konu ile ilgili yazı yazmayı planlıyorum).  

Bir resim ve birkaç cümle ile toplamak gerekirse,

Yukarıda bahsettiğimize paralel olarak, empati karşımızdaki kişinin bakış açısıdır aynı zamanda. Bu noktada, her zaman kesin ve tek bir doğru olmayabilir. Farklı açılardan bakıldığı zaman birden fazla doğrunun muhtemel olabileceği durumlar olabilir. O yüzden herhangi empati kurulması ve hatta kurulmaması gereken durumlarda dahi, lütfen hemen guard’ımızı alıp direkt kendimizi savunmaya başlamak yerine, önce karşımızdakini dinlemeye anlamaya çalışalım. Başlangıçta refleks ve iç sesimize eski alışkanlığımıza dur deyip bu öneriyi denemek zor olsa da, ilerideki en iyi “iyi ki” lerimizden biri olacağını düşünüyorum.

Başkaları yararına iyi bir şey yapmak görev değil, zevktir. Çünkü sizin sağlık ve mutluluğunuzu artırır.

Siz de, kendi deneyim ve tavsiyelerinizi paylaşarak katkı sağlamak ister misiniz? Değerli yorum ve paylaşımlarınızı bekliyorum.

 

Zafer Çiğdem’in yazı ve haberlerini Twitter ve Facebook dan takip edebilirsiniz.

Saygılarımla …

Share Button
Haz 8, 2017 - Genel    1 Comment

Yabancı Dil Öğrenme Deneyim ve Tavsiyelerim

Türkiye’de yabancı dil bilenlerle ilgili çeşitli istatistikler var, bunların ne kadar gerçekçi olduğu tartışılır tabi. Yabancı dil demenin “yalnızca dil bilgisi” demek  olmadığı hepimizce aşikar. Yani mükemmel bir dil bilgisine sahip her kişinin, o dili iyi bir şekilde konuşmasını bekleyemeyiz. Dil bir bütündür. Dil bilgisi, kelime bilgisi, konuşma, dinleme, telaffuz vb. Bunların her birinin belli ölçülerde olması gerekir. Diğer yanlarımız oldukça zayıfken yalnızca birine ağırlık vermek, iyi bir sonuç vermeyecektir. Somut bir örnek vermek gerekirse, YDS’den (yabancı dil seviye tespit sınavı) 98 puan, 96 puan civarları, tam puana çok yakın puan alan arkadaşlarım var. Ama maalesef İngilizce dinleme ve konuşmaları çok zayıf, İngilizce konuşmalara neredeyse hiç dahil olamıyorlar. Çünkü yalnızca dil bilgisi çalıştılar. Gerek ilk ve orta eğitimlerde, gerekse de yüksek eğitimlerde, daha çok dil bilgisi üzerine duruluyor ve öğrencilere neredeyse hiç pratik yaptırılmıyor. Pratik yapmaktan uzak, yabancı dille iletişim kurmanın eğlencesini tadamayan, sürekli dil bilgisi kurallarını öğrenmeye çalışan öğrencinin, yabancı dilin sıkıcı olduğunu düşünmesi ve motivasyonunun düşük olması da oldukça muhtemel tabi. Bunlardan bahsetmemin nedeni, benzer durumda olanlarımız ve tanıdıklarımız için en kısa sürede doğru bir yönlendirmeyle yabancı dili sevdirip doğru bir çalışma ve destekle ivme kazanmalarını, daha iyi bir seviyeye gelmelerini sağlamaktır. Bu konuda yalnızca düşünce yada deneyimleri olan kişilerden ziyade, profesyonel kişilerden yardım almak oldukça faydalı olacaktır.

Yabancı dil öğrenme noktasında öncelikle, bunun önemini ve hedeflerimizi çok iyi değerlendirmeli, kendimize karşı dürüst olmalı ve sürekli bir çalışma & gelişim içinde olmalıyız. Tabi bu noktada amaçlarımız da önemli, amacımız yalnızca sınavdan yeterli puan almaksa ona göre bir çalışma, eğer bu yeni dili iletişim aracı olarak aktif bir şekilde kullanmak, kendimizi iyi bir şekilde ifade edebilmek, herhangi bir ülkeyi kendi başımıza ziyaret edebilmek, globale açılmak ise çalışmalarımız ona göre olmalı. Türkçe konuşulmayan bir ülke ziyaret edildiği ve çevremizde Türkçe konuşanlar olmadığında bu önem daha iyi anlaşılıyor tabi. Bu yazımda adım adım bunlar böyledir diye bahsetmeyeceğim. Onları rahatlıkla internette kısa bir araştırma yaparak bulabilirsiniz, ben daha çok “sıfırdan başlayarak öğrendiğim yabancı dilde beni en çok hızlandıran şeyler neler oldu?” onlardan bahsedeceğim. Herkesin çalışma şekli farklıdır tabi ki. Ama şu bir gerçek, hem yabancı dil, hem spor hemde diğer bir çok şeyde süreklilik şart. Az olsun sürekli olsun.

Almanca ağırlıklı eğitim veren bir liseden mezun olduğum için üniversitede İngilizceye en baştan başladım. İngilizcesi çok iyi olan arkadaşlarımdan sürekli feedbackler alıyor, sorular soruyordum. Bunlardan en kıymetli soru ve cevap şuydu;

-Günde 1 saat İngilizce çalışarak hazırlık sınıfını geçebilir miyim?

-Her gün düzenli olarak çalışırsan okul 1. si bile olabilirsin.

demişti arkadaşım. Gerçekten neredeyse hiç aksatmadan, her gün İngilizce adına okumalar, dinleme ve izleme, konuşma vb. gibi çalışmalar yaptım ve ilk dönem sonunda tam puana yakın bir ortalama ile okulumda 1. olmuştum. Burada güzel bir “kaplumbağa ile tavşan” örneği var aslında, hatta daha fazlası. Öyle ki başlangıç çizgilerimiz aynı değildi. Ben “am, is, are” ile İngilizceye sıfırdan başlamış birisi olarak, onların başlangıç çizgisinin çok gerisindeydim. Çoğu arkadaşım orta seviye İngilizceye sahip oldukları için hiç pratik yapmaz ve “ben biliyorum” havasında vakit geçirirlerdi. Ve maalesef o 1 senenin çok faydasını göremediler. Bazılarınıza, “benim ingilizcem başlangıç seviyesinde her gün 1 saat benim için yeterli olmayabilir” gibi gelebilir. Benim durumumun aynısından bahsediyorsunuz şuan, bana yetti hatta beklediğimden daha yüksek bir seviyede olmasını sağladı. Emin olun bu kararlık ve çalışmayı sağlarsanız size de hayli hayli yetecektir. Geçen senelerde özel ders verdiğim üniversite öğrencilerine günde 20 dakika da olsa sürekli çalışma yapmalarını öneriyordum, ve inanın 3-5 ay gibi kısa bir sürede gayet güzel sonuçlar aldık ve kendileri de 20 dakikanın neler getirdiğine inanamadı. Buraya kadar yazdığım şeyleri bir cümle ile özetleyecek ve bu işin merkezinden bahsedecek olursak, “tutku + 20 dakikalık günlük düzenli çalışma”.

languages

Herkesin çalışma şekli farklıdır, bana en çok fayda sağlayan yol kesinlikle açık ara farkla, ingilizce kitap okumak oldu. Burada 2 soru sorarak devam etmek istiyorum.

1.) Nasıl okumak gerekir?

2.) Neden?

1.sinden başlayalım. Ben kendimce şu şekilde yaptım ve oldukça faydası oldu. Seviyeli ingilizce hikaye kitapları var. 1-2-3-4-5-6. seviye olarak devam ediyor. Seviyemiz hangi seviye olursa olsun, 1. seviye bir kitap alarak okumaya başlıyoruz. Okuduğumuzun cümlede verilen ana mesajı genel hatlarıyla anlıyorsak bilmediğimiz kelimelerin Türkçe anlamlarına bakmıyor, sözlük kullanmadan okumaya devam ediyoruz(Neden? sorusunu hemen cevaplayacağım.). 1. seviye kitabı bitirdiğimizde ise sormamız gereken soru “kitabın %70’ini anladım mı?” eğer, cevabımız evet ise, bir üst seviye kitap ile okumaya devam ediyoruz, 2. seviye kitap alıyoruz. Bu kitabı da bitirdik ama bu sefer %70 ini anlamadık. O zaman yine 2. seviye, aynı seviye ama farklı bir kitap alıp onu okumaya devam ediyoruz. Ve döngü bu şekilde devam ediyor, “evet” ise 1 üst seviye kitap, “hayır” ise aynı seviye farklı bir kitap…

Peki neden bilmediğimiz kelimelerin Türkçe anlamlarına bakmıyoruz?

  1. Çünkü ilk aşamalarda bilmediğimiz kelimelerin fazla olması oldukça normal. Aynı sayfada sürekli bilmediğimiz kelimeler için sözlük kullanmak bizi hem yavaşlatacak, 3 dakikada okuyacağımız sayfayı 7-8 dakikada okumamıza neden olacak, hem de sürekli sözlük kullandığımızdan dolayı bilmediğimiz kelimelerin çok olması motivasyonumuzu düşürecektir. Bildiğimiz üzere motivasyon bu işin can damarlarından birisi. Ayrıca tüm kelimeleri bilmek zorunda da değiliz tabii ki, örneğin “mercek(ilk aklıma gelen ve yıllardır kullanmadığım bir kelime olduğu için bunu yazdım, siz diğer örnekleri düşünebilirsiniz)” kelimesi. Bu kelimeyi en son ne zaman kullandık? Ben en son,yıllar önce lisede fizik derslerindeyken kullandığımı hatırlıyorum. O yüzden her bilmediğimiz sözcüğün Türkçe anlamına bakmak, zaman ve moral kaybetmek yerine eğer cümleyi genel hatlarıyla anlıyorsak sözlük kullanmadan okumaya devam ediyoruz. Düzenli çalışmaya başladıktan sonra, ilerleyen aşamalarda bilmediğimiz kelimelerin sayısı oldukça azalıyor, pek bilinmeyen kelime kalmıyor zaten.
  2. “Peki, sözlük kullanmadan yeni kelime öğrenme nasıl olacak?” sorusunun cevabını veren diğer bir neden ise, tüm kelimeler oldukça kullanılan ve önemli kelimeler değildir. Önemli olsalar bile öncelikli olarak ilk aşamada öğrenmek zorunda olduğumuz kelimeler değildir. Bir örnek vererek açıklamak gerekirse, “Hırsız alaca karanlıkta sessiz ve küçük adımlarla sanki rüzgar esiyor edasıyla çok hızlı bir şekilde evden içeri girdi. Çocuğun odasının kapısını araladı ve çocuğu bayılttı.” İlk aşamada, buradaki ana olayı, “hırsız eve girdi ve çocuğu bayılttı.” bunu anlamak yeterli olacaktır. Eğer bunu anladıysak, ilk karşılaştığımız ve anlamını bilmediğimiz kelimeler için sözlük kullanmıyoruz. Yeni kelime öğrenimi ise şöyle oluyor, karşımıza çıkan bilmediğimiz ve Türkçe anlamlarına bakmadığımız kelimeleri birkaç sayfa sonra yine gördük, ya da farklı bir okumada epeyce karşımıza çıkmaya başladı. Demek ki bu kelime çok kullanışlı güncel bir kelime, işte şimdi kelimenin anlamına bakıyoruz. Tabi aradan süre geçtikten sonra kelimenin anlamını unuttuk, yine bir metinde karşımıza çıktı. “Aaa ben bu kelimeyi biliyordum!” diye tepki verdikten sonra, hatırlamaya çalışıp eğer hatırlayamıyorsak sözlük kullanıp tekrar anlamını öğrenme, aradan zaman geçtikten sonra yine unutup yine hatırlama gibi süreçlerden sonra çok kullanışlı ve faydalı kelimeleri daha kalıcı olarak öğreniyoruz. Peki bu kelimeler ingilizce okuma ve konuşmamıza yeterli olur mu acaba? Günlük 20 şer dakikalık tekrarların getirdiği devasa çalışmayla inanın oldukça sağlam bir kelime bilginiz oluyor. Bazıları günlük kelime ezberi de yapabiliyor, herkesin çalışma şekli farklı. Beyin tüm kelimeleri alacak yetiye sahip. Burada tercih size kalmış. 

Şimdi geri dönüp bir üst başlığa çıkarak 2.) Neden? sorusunu cevaplamak istiyorum. Bana en çok ingilizce kitap vb. okumak faydalı oldu. Çünkü okumak aslında, dil bilgisi, kelime bilgisi, hangi sorulara nasıl daha güzel cevaplar veriliyor, yerinde özlü sözler, atasözü ve deyim kullanımları nasıl oluyor, telaffuz ve dinlememizin gelişmesi konusunda bize yardımcı oluyor. Nasıl peki? Okurken sesli ve konuşuyormuş edasıyla okursak hem konuşmamızı, telaffuzumuzu hemde dinlememizin gelişmesini, o kelimelere aşina olmamızı sağlıyoruz. Okurken, dil bilgisi kurallarını gözlemleyebiliyor, yenilerini öğrenebiliyor, bildiklerimizin pratiğini yapıyor ve hatta zaman zaman sözlüğe bakmadan, tahmin ederek dahi farklı güzel kullanımlar, yeni bilgiler öğrenebiliyoruz. Tabi denildiği gibi dil bir bütün, ama bu noktada okumada yapılan çalışmalar ve edinilen bilgiler bilinçaltı misali, konuşurken bize güzel malzemeler olarak istemli ve istemsiz aklımıza gelecek. Bir metinde buna böyle cevap verilmişti, bu şekilde kullanımlar vardı vs diye bize çok yardımcı olacak. Belli bir konuşma pratiği ve kırılma noktasını aştıktan sonra ise, bize mükemmel bir ivme kazandırıp konuşmamızın hem akıcı hem de kaliteli kelimeler, çok kullanılan kelimelerle olmasını sağlayacak.  

Özetlemek gerekirse, “tutku+ 20’şer dakikalık günlük okuma ağırlıklı çalışmalar” ile eğlenceli bir çalışma yapıp iyi bir ingilizceye sahip olabiliriz. Okumak için günlük hayatla ilgili konulardaki kitaplar başta olmak üzere, farklı farklı kitap türleri ve konuların okunmasını tavsiye ederim. İzlemeyle ilgili ise, TED’i tercih edebilirsiniz. Farklı alt yazı seçenekleriyle bir çok kategoride güzel, ilham verici konuşmalar mevcut.

Siz de, kendi yabancı dil öğrenme deneyim ve tavsiyelerinizi paylaşarak yabancı dil öğrenenlere faydalı olmak ister misiniz? Değerli yorum ve paylaşımlarınızı bekliyorum. 

*Son olarak ben 1 saatlik düzenli çalışmalarımı, hazırlık sınıfı 2. dönemimde yapamadığım için hemen etkisini gördüm, notlarım düştü. 1. değil 3. olarak bitirdim seneyi. Sürekli bir çalışma sağlayarak en iyi şekilde karşılığını görebilmeniz dileğiyle 🙂

*1 hafta boyunca müsait vaktim olacak, sormak istedikleriniz varsa sorularınızı cevaplamaya çalışabilir ve konuşma pratiği yapmak istiyorsanız uygun vakitler için yardımcı olabilirim. Facebook sayfamdan iletişime geçebilirsiniz.

Üstelemek başarının temel unsurudur. Kapıyı yeterince uzun süre ve yüksek sesle çalarsanız, birilerini uyandıracağınızdan emin olabilirsiniz.

Zafer Çiğdem’in yazı ve haberlerini Twitter ve Facebook dan takip edebilirsiniz.

Saygılarımla …

Share Button
Oca 6, 2016 - Genel    No Comments

Digital Health Summit 2015 | EMBS Turkey

Bu yazımızda, IEEE Engineering in Medicine and Biology Society(EMBS) olarak organizasyon kısmında destek olarak katıldığımız, 17-18 Aralıkta İstanbul’da gerçekleşen Digital Health Summit(DHS) etkinliğindeki edinimlerimizi sizlerle paylaşacağız.

Türkiye’nin ilk ve tek Dijital Sağlık Zirvesi olan ve bu yıl 4.sü gerçekleşen zirvede, teknoloji ve yazılım firmaları, ilaç sektörü, sağlık kurumları, mobil operatörler, hasta örgütleri ve üniversiteler gibi farklı alanlardan katılımcılar yer aldı.

Peki, zirvede hangi konular konuşuldu?

  • Kişiselleştirilmiş Tıp ve Sağlıkta Genom Dönemi
  • Sağlık Çalışanları için Geliştirilen Sosyal Ağların Günümüzdeki Önemli Etkisi
  • Erişilebilirlik: Engelliler için Kullanıcı Dostu Dijital Platformlar Tasarlamak
  • Son Kullanıcılarının ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları
  • Çoklu Kanalda Kapalı Döngü Pazarlama
  • Dijital Pazarlama: Toplum için mi, marka için mi?

konuları başta olmak üzere birçok önemli konunun konuşulduğu sağlık zirvesinin programını ve konu/konuşmacıları incelemek için: http://www.dhsturkey.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Ayrıca Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci “e-Nabız” projesini aktarmak üzere zirvenin 2. günü katılım gösterip canlı demo gerçekleştirdi. Notlarımızı aktarmaya başlamadan önce bu zirvenin düzenlenmesinde emeği geçen herkese, DHSTurkey ekibi başta olmak üzere teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

Erişilebilirlik: Engelliler için Kullanıcı Dostu Dijital Platformlar Tasarlamak:

  • Teknolojiyi engelli kişilerin yaşam kalitesini arttırabilmek için nasıl kullanabiliriz, nelere dikkat etmeliyiz?
  • Engellilere kişisel bağımsızlık sağlamada önemli bir unsur olan teknolojiyi nasıl daha efektif kullanabiliriz?

sorularına yanıt bulduğumuz Doç. Dr. Kerem Rızvanoğlu(Galatasaray Üniversitesi İletişim Fak. Bilişim Anabilim Dalı Başkanı) tarafından gerçekleştirilen sunumda, Dünya üzerindeki engelli nüfusuna vurgu yapılarak bu noktada engelli kişilerin anti-teknoloji yanlısı olmadığı, teknolojiye gayet açık olup iyi bir şekilde teknolojiyi kullandıkları belirtildi.

1.3 milyar olan engelli nüfusunun(Aile ve arkadaş çevresiyle 2.2 milyar kişi) daha engelsiz bir yaşam elde edebilmesi için teknolojiyi daha iyi bir şekilde kullanması gerekmektedir.

DHSTurkey Erisilebilirlik

Peki, engelliler hangi konularda nelerde zorluk çekiyorlar ve hangi teknolojileri nasıl kullanıp nelerden şikâyetçiler, beklentileri neler?

Görme engelliler ile ilgili örnek vermek gerekirse, akıllı klavyeler, ses tanıma uygulamaları, ekran okuyucuları gibi görme engellilerin(kör ve renk körü) aktif olarak kullandıkları birçok uygulama mevcuttur.

Engelliler bu şekilde uygulamalara sahip olmalarına rağmen içerik sorunu yüzünden içeriklere ulaşmakta zorluk çekmektedirler. Türkiye’deki içeriklerin %90’ı sitenin renk körü kişilere uygun olan renklerde düzenlenmediği için, görme engelli kişiler için sitede kullanılan resimlerin betimlenmesinin yapılmadığı için vb. gibi gerekli düzenlemelerin yapılmadığından dolayı engelliler için erişilebilir içerik değiller. Bu yüzden engelli kişiler gerekli donanıma sahip olmasına rağmen içeriklerin büyük bir bölümüne erişememekte,  içerik sıkıntısı çekmektedirler.

Doç. Dr. Kerem Rızvanoğlu, güvenlik kodu(captcha) kullanılan sitelerde görme engelliler için sesli okuma özelliğinin de olması gerektiğini, bunun gözden kaçırılmaması, atlanılmaması gerektiğini vurguladı.

Dünyada yaklaşık 300 milyon insan renk körü, renk körü olanların ilk kez renkleri görmeye başladığı heyecan verici bir an ile ilgili olan Kerem Beyin sunumunda gördüğümüz videoyu sizlerle paylaşmak istiyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=ea_xOqNvntA

Bu seans ile ilgili son olarak “Be My Eyes” uygulamasını tekrar dile getirmek istiyorum. Uygulama sayesinde görme engellilere destek olabilir, görme engellilerin görmek istedikleri nesneleri onlara tanımlayabiliyorsunuz. Bu kolay uygulama sayesinde görme engelli kişi, uygulamaya girerek online olarak yardım etmeyi bekleyen kişilerden hızlıca yardım alabiliyor.

https://vimeo.com/113872517


Genom çağında Sağlık Bilimleri bir daha asla eskisi gibi olmayacak !”

Digital Health Summit’te bu yıl kişiselleştirilmiş tıp ve sağlıkta genom dönemini oturumu Dr. Birep Aygün(genetik bilimci), SAP Türkiye adına Uğur Candan ve İntel Sağlık ve Yaşambilimleri adına sayın Afşar Akal’ın katılımıyla gerçekleştirildi.

Dr. Birep Aygün konuşmasında Sağlıkta genom sürecine dair önemli hususlara değindi. Konuşmanın özetini değerli Kıvılcım KAYABALI hocamızın yazısından ileteceğim ve sağlık sektörüne olan etkisi üzerine Tıp Fakültesi öğrencilerine yansımalarını ve Proteomik Derneği Başkanı ve Acıbadem Tıp Fakültesi öğretim üyesi, Sayın Prof. Dr. Aysel Özpınar’dan Proteomik kavramına ilişkin açıklayıcı bilgileri sizlerle paylaşacağım. Sağlık bilimlerinde dijital sağlığa dönük girişimleri ve Dijital Health Summit Turkey de en ilgi çekici başlıklardan olan Hasta Odaklı Global Mobil Sağlık Yaklaşımları ve Fırsatlar başlıklarını ilerleyen yazımlarımda paylaşmak dileğiyle…

DHSTurkey tıp ve sağlık

‘’Son on yıldır bilişim ve elektronik teknolojilerinde yaşanan baş döndürücü gelişmeler gündelik hayatımızı ve pek çok alışkanlığımızı değiştiriyor. Daha hızlı ve kapsamlı bilgisayarlar, elektronik işlemciler, optik okuyucular genetik biliminde de yeni bir dönemin başlamasına yol açtı.

2001 yılında bir insanın tüm genlerini haritalandırmayı amaçlayan İnsan Genom Projesi kapsamında ilk DNA atlası tamamlandığında bu işlem seneler sürmüş ve milyon dolarlara mal olmuştu. Bugün yeni nesil genetik platformlar, referans veri tabanları ve özel yazılımlar sayesinde uygun bütçelerle kısa süre içerisinde bireysel gen haritanıza sahip olmak mümkün.

Genomumuzda kim olduğumuz, nereden geldiğimiz, nasıl bir insan olacağımızla ilgili kodların yanı sıra zayıf yönlerimiz, yatkınlıklarımız hatta hangi hastalıklara yakalanacağımız ile ilgili bilgiler de var. Kişiye özgü sağlık yönetimi yani bireyselleştirilmiş tıp artık bilim kurgu değil bilimsel bir gerçek. Henüz gidilecek çok yol olsa da genetiğinize uygun ilaç seçimi, taşıdığınız mutasyonlara bağlı olarak kanserinizin tanımlanması, henüz anne karnında bir bebeğin kromozom taraması veya genlerinize uygun beslenme ve egzersiz planlaması dünyada rutin olarak kullanılan bazı uygulamalar.

Genom çağında Sağlık Bilimleri bir daha asla eskisi gibi olmayacak.

Bilim insanlarına hem hastanın, hem de hastalıkların biyolojisini anlamlandırma imkanı sağlayan genom teknolojileri aynı zamanda veri yönetimi, işletimi ve depolanması adına yeni bir “Big Data” konumuz var anlamına geliyor. Sağlık alanında bundan sonra klinik veriler genomik araştırma verileri ile birlikte anlam kazanacak. Tıbbî keşiflerimiz genomik data setlerini işleme ve anlamlandırma kabiliyetimiz ile şekillenecek. Cloud computing ve big data teknolojilerini genomik veriler için kullanma becerisi, paralel veri işleme ve pentabyte düzeyinde veri analizi kabiliyeti, özelleştirilmiş algoritmalar, genetik veri tabanları ve kişisel sağlık verilerinin dijitalizasyonu ile sağlıkta genom dönemi başlıyor.’’

Peki, modern bilimde sık sık duymaya başladığımız kavram, genomik-proteomik nedir ve uygulama alanları nelerdir?

Genomik, farklı türlere ait genomların tüm yapısal ve işlevsel yönlerini inceleyen bilim dalıdır. Genomik, kromozomların dizilenmesi tekniklerini uygulanarak, organizmaların genomlarını, yani bir organizmadaki genler bütününü inceleyen bir biyoteknoloji alt dalı da sayılabilir.

Genomiğin başlıca amaçlarından biri, canlılardaki DNA dizisinin tamamının belirlenebilmesidir. İnsan genomunun (kromozomlarda yapılanmış üç milyar baz çiftinin, DNA bütününün) yapısını, bileşimini ve evrimini inceler ve DNA’da biyolojik bir anlamı olabilecek birimleri (genler, çevrilmeyen transkripsiyon birimleri, mikro RNA’lar, düzenleme üniteleri, transkripsiyon faktörleri olan promotörler, CNG alfa ve beta kanalları vs.) tanımlamaya çalışır.

Genomik bazı alt dalları şu şekildedir:

*Transkriptom (transkripsiyonda, translasyonda ve düzenlemelerinde rol alan tüm molekülleri inceler)

*Proteom (bir hücre ya da canlının üretebileceği tüm molekülleri araştırır)

*İşlevsel genomik (tüm genlerin işlevlerini inceler)

*Kıyaslamalı genomik (genomların evrimsel kıyaslamasını yapar)

*Biyoinformatik (verilerin bir araya getirilmesi, depolanması ve yönetilmesini sağlar)

Bu bilim, 20. yüzyılın sonunda insan genomunun ilk haritasının yayınlanmasıyla önem kazanmıştır. Günümüzde genom araştırmalarının tıp ve tarımda önemli rolleri bulunmaktadır.

Genom teknolojisi ve Sağlıkta uygulama alanları giderek yaygınlaşmaktadır. Moleküler teşhis sistemlerinin kullanıldığı tüm alanlarda, kullanıcılara kaliteli ve pratik çözümler sunmak fikriyle yola çıkan firmalarında sayısı artmaktadır. Biyoteknolojik alandaki hızlı gelişmelere paralel olarak; Moleküler Genetik (İnsan Genetiği, Hızlı Prenatal Tanı, Farmakogenetik, Moleküler Onkoloji/Hematoloji, Moleküler Patoloji), Moleküler Mikrobiyoloji, Adli Tıp, İmmünoloji alanlarındaki ürünleri ve hizmet verilen sektör ağıda hızlı bir gelişim göstermektedir.

PROTEOMİK:

PROTEin ve genOM sözcüklerinin birleştirilmesi ile oluşturulan “PROTEOM”; bir organizma ya da dokunun genomu tarafından ifade edilen proteinlere verilen isimdir. Proteomik olarak tanımlanan “proteom analizi” ise; proteinlerin yapısal özelliklerinin belirlenmesini, işlevlerinin aydınlatılmasını kapsayan teknolojileri ile birlikte inanılmaz hızda ilerleyen bir bilim alanıdır. Hastalıkların teşhisi ve tedavisi konusunda genomik çalışmalardan beklenen sonuç tam anlamı ile elde edilemediği için özellikle son 20 yıldır bilim insanları genlerin kodladığı proteinlerin yapısını ortaya koyarak hastalıkların teşhis ve tedavisinde kullanılabilecek proteom analiz yöntemlerini geliştirmeye devam etmektedir.

Türkiye’de de proteomik alanında çalışmalar yapan merkezler her geçen gün artmaktadır. Proteomik alanında çalışan gençleri motive etmek, araştırmacıları bir araya toplamak, bilgi ve teknoloji paylaşımlarını arttırmak amacıyla, ülkemizde Proteomik Derneği 2011 yılında Acıbadem Üniversitesi’nin liderliğinde kurulmuştur. Aynı yıl içerisinde derneğimiz, European Proteome Association (EuPA)’ya üye olmuş ve Dünya Proteomik Derneği (HUPO) yönetim kurulu ve çalışma grupları seviyesinde temsil edilmeye başlanmıştır.’’(Prof.Dr. Aysel Özpınar/ Proteomik Derneği Başkanı)

Oturumun en can alıcı noktası gerek tanı gerekse de ilaç kullanımı açısından “one-size-fits-all” döneminin sona eriyor oluşunun ilan edilmesiydi. Kişiye özgü sağlık yönetimleri ve personalized medicine kavramının önemi günden güne arttırmaktadır. Bu konuda gen bilim çalışmalarının biyoinformatik teknolojilerin kaçınılmaz önemli olduğu görülmektedir ve sağlık bilimi öğrencileri içinde önemli bir dönem başlamaktadır. Kişisel markerlara dayalı, hasta odaklı bu dönemde teknoloji ve tıp birlikteliği bu teknolojileri yakından takip etmeye, daha öğrencilik yıllarımızdan itibaren aktif olarak projelerde yer almaya bağlıdır. Sağlık bilimleri ve mühendislik bilimlerinin entegrasyonun bu süreçte değerli unsur olduğunun bilincinde olmak ve azimle çalışmaya devam etmek yeni dönemi ve insanlığın sağlıkta genom döneminde yapabileceklerinin belirleyicisi olacaktır.

 

LEN STARNES

Kendisi ilaç sektöründeki şirketlerde dijital pazarlama ile ilgili global ve bölgesel pozisyonlarda deneyim kazandıktan sonra, 2011 yılından bu yana, dijital sağlık hizmetleri konusunda danışmanlık vermektedir.

DHSTurkey sosyal ağlar

Sağlık Çalışanları için Geliştirilen Sosyal Ağların Günümüzdeki Önemli Etkisi

Sosyal ağlar dünya nüfusunun büyük çoğunun günlük yaşamına girmiş, profesyonel meslek grupları bu ağlardan türetilmiş platformlarla bu akımdan nasibini almıştır. Len Starnes’in de konuşmasında bahsettiği profesyonel sosyal ağlar da sağlık çalışanları için oluşturulmuş olanlarıdır. Bunun ilk örneklerinden biri Sermo adında Amerika’da sadece doktorların üyesi olabildiği bir ağdır. Sadece doktorların kullanımına sunulması ve kullanıcı bilgilerinin kontrol edilmesi kullanıcıların kaynağı güvenilir kabul edebilmeleri için alınan önlemlerdir. Günümüzde Amerika’da, Avrupa’da ve Uzak Doğu’da benzer ağların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Türkiye’de ise en geniş kapsamlı olanı Doktorsitesi adında, hasta doktor arasında teledanışmanlık platformu da sunan bir sitedir.

Bu tür ağların sağlık sektörlerine çeşitli katkıları olmuştur. Örneğin, ilaç şirketi kampanyaları tıp mesleği mensuplarına bu ortamlardan ulaştırılmıştır. Burda sağlanan sağlık uzmanları arasında dijital ortamda kurulmuş olan iletişim ağı tanı konusunda ikinci görüşe başvurma konusunda büyük destek sağlamıştır. Bunun sektöre olumlu geri dönüşü sağlık sonuçlarının iyileştirilmesi ve hizmet maliyetlerinin düşürülmesi şeklinde olmuştur. Bir başka katkısı da pandemik tehditlere en hızlı şekilde cevap vermeye olanak sağlamasıdır. Bu bağlamda bu ağlar sayesinde World Health Organization(WHO) gibi politik ve merkezi görülen kaynaklar daha geniş bir bilgi kaynağı ağı haline dönüşmüş, tepki mekanizmalarının oluşmasına esneklik ve hız sağlamıştır.

Çok verimli geçen bu 2 günü ardından, bu güzel sağlık zirvesine katkı sağlayan herkese DHSTurkey ekibi başta olmak üzere tekrar teşekkür ediyoruz.  DHSTurkey 2016 de görüşmek üzere!

Saygılarımızla …

Andre Çakıcı, Cansu Ünal, Zafer Çiğdem

 

*Sağlık ve mühendislik gibi iki önemli sektörü bir araya getiren, IEEE EMBS Türkiye olarak Mart Ayında düzenleyeceğimiz 2 gün sürecek olan Türkiye Sağlık Konferansı hakkında detaylı bilgi için bizi facebook ve twitter hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

https://twitter.com/ieeeturkeyembs

https://www.facebook.com/IEEETurkeyEMBS/

 

Share Button
Ağu 1, 2015 - Genel    No Comments

Tüsiad Dijital Sağlık Konferansı: “Genlerimiz Bizi Yanıltmaz”

Bu yazımda, TÜSİAD tarafından gerçekleştirilen Tech Trend No:1 “DNA, Data, Değişim” adlı etkinlikteki edinimlerimi sizlerle paylaşacağım. Dr. Birep Aygün’ün konuşmacı olduğu gayet öğretici ve güzel bir etkinlikti. Öncelikle bu güzel etkinlik için kendisine ve TÜSİAD’a teşekkür etmek istiyorum.

Gelecek konusunda beklentilerimize göre, bazı şeyler bir daha hiç eskisi gibi olmayacak. Genom çağında sağlık uzmanlarının yanı sıra biz de birey olarak kendi sağlık verilerimize kendimiz sahip çıkıp belki de yeri geldiğinde doktorumuzu yönlendireceğiz. Sahip olduğumuz DNA özelliklerini ortaya çıkarmaya ve anlamlandırmaya olanak sağlayan genom teknolojileri “kişiye özel” sağlık ve ilaç uygulamalarının önünü açtı. Tabi bu noktaya gelebilmek için gereken en önemli şeylerden birisi de “Big Data”. Bir insanın tüm DNAsı yani genomu terabyte büyüklüğünde.  Hastanın ve hastalıkların etkin bir şekilde teşhisi için bu büyük veriyi depolayabilmemiz oldukça önemli. Örneğin, Amerika’da bazı hastalıkların erken teşhis edilebilmesi, mümkünse önlenmesi ya da hastalanacaklarsa da gereken tedbirin alınabilmesi için hastanın bütün genomu okunup kayıt ediliyor. Big Data’nın 4V si; Volume (Scale of Data), Variety (Different Size of Data),  Velocity (Analysis of Streaming Data) ve Veracity’e (Uncertainity of Data) Big Data’nın önemini daha iyi vurgulamak için kısaca örnek verecek olursak;

Farklı teknik ve laboratuvarlarca ortaya konan DNA veya RNA sekansı, ne “structured” ne de “uniform”. İsimlendirmede hala uniformity sağlanmış değil. Diğer yandan hastalık sınıflandırmaları (ICD11) ve ilaç talimleri güncellenip değişiyor.

Velocity kısmında ise, bebek doğar doğmaz kalp kapakçığını değiştirip değiştirmemesinin kararının alınması gerekebiliyor.

Big Datayı iyi kullanabilmek,  dataların etkin bir şekilde depo edilebilmesi ve güncellenebilir olması için, veri tabanı, software ve algoritma önümüzdeki yıllarda çok önemli olacak.

Genom teknolojileri hem hastanın hem de hastalığın biyolojisini anlama yönünde yepyeni fırsatlar ortaya çıkardı. Örneğin yakın gelecekteki kanser sınıflandırmasını, hastalığın belirdiği doku olarak değil (göğüs kanseri) hastalığa (kansere) neden olan ilk genetik mutasyon (DNA’da kalıcı ve zararlı değişiklik) ile açıklayacağız.

Genetik özelliklerine bağlı olarak hastalık yatkınlığı, taşıyıcılık gibi olgular beslenme ve yaşam biçimi tercihlerini daha sağlıklı bir biçimde değiştirmemize yardımcı olabiliyor.

Mesela İngiltere’nin, tüm genomun haritasını çıkarıp işleyerek, kim hasta olacak, hangi hastalığa yakalanacak ve elimde ne var, nasıl müdahale edebilirim gibi sorulara çözüm arayan bir proje olan, “100bin genom projesi” hastalık ve tedavi yaklaşımlarında, biyo-bankalar işbirliği ile bir ulusal veri tabanı oluşturulmasına hizmet ediyor. Klinisyenler, laboratuvarlar, üniversite ve araştırma kurumları birlikte çalışıyor. Bu noktada mühendislerin, veri saklama ve işleme konusunda büyük bir rolü var.

Dr. Birep Hanım dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta olarak 4P yi vurguladı.

zafer cigdem e-health

Almanya, Japonya, Kore, İngiltere ve Amerika’nın öncelikli alan olarak senelerdir kaynak ayırdığı şekilde biz de 4P ye gereken önemi göstermeli ve kişiye özgü doğru tedaviyi, doğru zamanlama ve doğru dozu kullanarak uygulamalıyız.

Genetik bünye ile ilişiklendirilmiş pek çok ilaç var. Bu yüzden özellikle bazı ilaçlar gen haritasına bakılmadan verilmemeli.

Önemli bir uyarı da Statin grubu ilaç kullananlar için. Kanda yükselen aşırı kolesterolü azaltmada kullanılan Statin grubu ilaçların muhtemel zararlarından bahseden Birep Hanım “Statin kullanımı kas yıkımına sebep oluyor. Karaciğer ve kaslarınız zarar görebilir. Kullanılmadan önce gen haritasının çıkartılması ve LDL alt gruplarına da bakılması taraftarıyım dedi. Ayrıca anti-depresanların ve kemoterapi ilaçlarının etkileri çok büyük ve geri dönüşü olmayabiliyor, bu yüzden kullanıma dikkat etmek ve muhakkak genetik bünyeye uygun seçimler yapmak gerek” diye belirtti.

Daha sağlıklı bir yaşam için neler yapılabilir olarak baktığımız zaman ise;

  • Genetik bünyemizi, güçlü ve zayıf yönleriyle tanımaya istekli olmalı lakin gereksiz, yetersiz veya klinik olarak valide olmayan abuk sabuk testlere itibar etmemeliyiz.
  • Aile soy hikayemize önem vermeliyiz.
  • Her hasta ayrı bir öyküdür, “one-size-fits-all” yaklaşımını geride bırakmalıyız.
  • Sağlık politikaları adına Genom çağında, öncelikle araştırma ve klinikleri bir araya getirmeliyiz.

Ayrıca devlet birincil fonlayıcısı olduğu genetik araştırma sonuçları ile ilgilenmiyor. Herkesin bilgiye ulaşıp üretip geliştirebilmesi için, devletin özellikle sağlık alanındaki çalışmalar için genomik/genetik veri üreten projelerin sonucunda çıkan datayı Open Access olarak herkesle paylaşma şartı koyması gerekiyor. Bir ulusal veri tabanı, hastalıklar için genetik atlas oluşturulması ve toplumsal risklerin doğru anlaşılmasına hizmet edecektir, mutlaka bunu başlatmalıyız.

Bunların dışında biz 10 bin yataklı hasta dolu hastaneler istemiyoruz. Tercihen önleyici tıp ve koruyucu hekimlik uygulamalarını yaygınlaşmasını, o yatakların boş kalmasını, hastanelerde sistemik ve izlenebilir araştırma yapılmasını istiyoruz.

Yakın zamanda hastanelerin profesyonellik alanlarına göre ayrıldıklarını göreceğiz. İhtisas hastaneleri. Ben dünyada FMF için, AS için, meme kanseri için uzman ve referans hastaneyim, elimde biyobanka, genetik veri tabanı ve 25 senelik retrospektif data var gibi şeyler duymaya başlamamız yakındır.

Son olarak, bu güzel etkinliğe katılabilmemizi sağladıkları için TÜSİAD yönetim kuruluna ve Girişimcilik Vakfına tekrar teşekkür ediyorum.

Başarıdan daha ikna edici bir başarı yoktur.

Zafer Çiğdem’in yazı ve haberlerini Twitter ve Facebook dan takip edebilirsiniz.

Saygılarımla …

Share Button
Tem 12, 2015 - Genel    1 Comment

Özgüven

Gerçek şu ki, hayatın her alanında kazananlar ve kaybedenler vardır. Bu farkı oluşturan şeyler ise, kişiden kişiye, meslekten mesleğe ya da zamana göre farklılık gösterebilir. Hatta bu konuda şans faktörü de yerine göre çok etkin bir rol oynayabilir. Ama bunların içiresinde öyle bir tanesi var ki, bence olmazsa olmaz diye nitelendirdiğimiz ve herkesin sahip olması, geliştirmesi gereken bir şey: “Özgüven”. Tek kelime olarak bahsettiğimiz bu sözcük, tutku ve azim gibi o kadar güçlü ve önemli şeyleri içinde barındırıyor ki, sadece kendi aralarındaki etkileşimlerinden, birbirlerini beslenmeleri ve tetiklenmelerinden yola çıkarak özgüvenin ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

Özgüveni biraz daha detaylandırmadan önce, bir üst başlığa “güven” konusuna çıkmak, ondan bahsetmek istiyorum. Hepimizin karşımızdakilerde görmeyi, hissedebilmeyi istediğimiz duygu değil midir, güven? Bize güvenmesini ve onlara gerçekten güvenebilmeyi…

Peki, en çok istediğimiz ve çoğumuzun “Karşılıklı güven olduktan sonra gerisi bir şekilde halledilir.” diye düşündüğümüz bu duygu için, neler yapıyoruz? Gerçekten gereken önemi gösteriyor, dürüst ve güvenilir olabiliyor muyuz?

Şimdi gelelim daha da önemli olduğunu düşündüğüm, bir alt başlık ve güvenin özü olan özgüvene. Öncelikle herkesin her şeyde çok iyi olamayacağı, böyle bir kapasitemizin şuan için olmadığı konusunda tekrar anlaşalım. Anlaştığımıza sevindim, Süper! Öyleyse hangi konularda artılarımız ve eksilerimiz olduğunu biliyor olmalı ve zayıf yönlerimizi geliştirip eksilerimizi azaltmaya, artılarımızın sayısını ise daha fazla arttırıp daha da geliştirmeye çalışmalıyız. Peki, bu nasıl olmayacak ve nasıl olmamalı? Hadi bunu son günlerde yakın çevremde yaşamış olduğum birkaç örnekle senaryolandıralım.

Bunlardan ilki, Türkiye Girişimcilik Vakfı Fellow Programı ile ilgili(http://www.girisimcilikvakfi.org/index.php). Bu seneki başvurular sırasında 2. Aşamaya geçen adayların bir kısmında özgüven eksikliği fark ettim. Maalesef yetenekli ve belli bir bilgiye sahip olan arkadaşlarımda bile, bu özgüven eksikliğini görmek üzücü oldu.

Daha önce yapmadığımız bir şeyi, çok deneyimimizin olmadığı bir şeyi düşünüp hayal edelim. Programı çok beğendik, bir şekilde orada olmak ve o konuda çalışmak, kendimizi geliştirmek istiyoruz. Hatta ekstra olarak yeterince heyecan ve tutkumuz bile var. Bu noktada iç sesimiz fırsatı fark edip hemen araya girebiliyor.

  • “Ama daha önce hiç böyle bir şey yapmadım ki, ya yapamazsam?”
  • “Binlerce kişi başvuruyor ve çok az kişi seçilecek, çok istiyorum evet, ama benim deneyimim de yeterli bilgim de yok. Neden beni seçsinler ki?” ve benzeri olumsuz bir sürü telkin daha…

Yukarıdaki bahsettiğim kısa senaryo bir program, etkinlik ya da herhangi farklı bir şey için olabilir. Gelin bir de Yabancı dil ile ilgili bir örneğe göz atalım:

2 hafta önce bir arkadaşımı speaking club etkinliğine katılması için davet ettim. Verdiği ilk tepki sevinme ve heyecan oldu. “Çok iyi, tamam gidelim”. Yarım saat sonra bu tepki yavaş yavaş yerini kaygıya acaba ve belkilere bıraktı. Tabi konuşup ikna ettim ve 1.5 saat süren yola koyulduk. 1.5 saatlik yol neredeyse bitmiş ve gelmemize yalnızca birkaç dakika kalmışken, arkadaşım hala “Acaba nasıl olacak, gelmese miydik” benzeri şeyleri dile getirdi. Ve birlikte olası iyi-kötü senaryoları gözden geçirmeye başladık.

En kötü ne olabilir? Beklediğimiz gibi güzel bir ortamla karşılaşmaz ve bir süre oturup çok kalmadan çıkıp dolaşırız. Birkaç saatlik yol gelmiş oluruz, o kadar. Tam iyi kısmı, artıları hakkında konuşuyordum ki arkadaşım “Ya bayadır pratik yapmıyorum, ya konuşamaz heyecanlanırsam” dedi. Evet, haklı. Eğer bir süre herhangi bir şeyde pratik yapmazsak bunlar olası ihtimaller. Özet olarak konuşmamız şu şekilde geçti:

A:Buraya neden geldik?

B:Pratik yapmak için.

A: Diğerleri neden geldi peki?

B: Sanırım pratik yapmak ve yeni birileriyle tanışmak için.

A: İngilizceni geliştirmek istiyor musun?

B: Tabi o yüzden buradayım. Bu sene bunun için yurt dışına gitmek ve eğitim almak istiyorum ayrıca.

A: Diyelim ki bu etkinlik ve önündeki diğer etkinliklere az önce dediğin gibi “heyecanlanıp konuşamazsam” diye düşünüp katılmadın ne olacak?

B: Yurt dışında hallederim, orada daha hızlı olur zaten.

A: Anadilinin İngilizce olduğu bir ülkede mi yoksa burada pratik yapılma amacı ile toplanılmış bir yerde mi, heyecanlanıp konuşamama durumun daha iyi sence?

Derken etkinlik yerine geldik ve masalarımıza oturduk. Etkinlik bitimine kadar kaldık ve düşünülen gibi kötü bir senaryo da olmadı. Oradaki yabancı ve Türk katılımcılarla tanışıp sohbet ettik.

özgüven

özgüven

Konuyu şuraya bağlamak istiyorum, mutlaka her şeyin bir başlangıcı var. Önce, şimdi ya da daha sonra bu başlangıç aşamasını ve o zorlukları, az ya da çok yaşayıp geçirmemiz lazım. Sanırım bundan kaçışımız yok. Öyleyse neden bazı şeyleri çok çok istememize rağmen, “deneyimim yok ya da yapabilir miyim acaba” gibi şeylerin arkadaşına sığınıp denemekten kaçıyoruz? Neden elimizden gelenin en iyisini yapıp olsa da olmasa da bu deneyimden bir şeyler öğrenmeye çalışmıyor, bize yeni kapılar açmasına izin vermiyoruz? Kendimizi bu vasıta ile daha da iyi tanımak artılarımızı ve eksilerimizi daha iyi görmek ve networkümüzü geliştirebilmek varken neden acaba ve belkilerin tüm bu fırsatları elimizden almasına izin veriyoruz?

Neden sorusu mükemmel bir soru. Bence insanı harekete geçiren, gerçekten neleri yapmak ve başarmak istediği ve neleri istemediği konusunda bizleri düşündürten ve bilinçlendiren bir soru. Ben “neden” sorusunu hep “neden olmasın” ile birlikte paket olarak kullanırım. Örneğin; …. herhangi bir şeyi yapmak istiyorum. Neden, çünkü … nedenlerinden dolayı. (yapılabilir tabi)Neden olmasın? Gayet basit ve güzel bir motivasyon kaynağı dimi 🙂

Kısaca özetleyecek olursam, lütfen kendinize güvenin.

  • Kendinizle yüzleşip yaptığınız hataları kabullenin ve çözüm yolları arayın.
  • Eleştirilere açık olun, herhangi bir eleştiri aldığınızda doğru olabilme ihtimalini göz ardı etmeyin.
  • Hem kendinize hem de başkalarına karşı dürüst olun.
  • “Yapamayacağım ya da eğer çok iyi yapamazsam arkadaşlarım ya da görenler neler düşünür?” lerden sıyrılın. Title(unvan)lardan, farklı sıfat ve şapkaların egolarından kurtulun ve yapmak istediğiniz her ne ise ona başlayıp küçük de olsa devamlı bir şekilde adım atmaya, ilerlemeye devam edin. Bence asıl mutluluk burada 🙂

Tabi hala isteklerinizin başkalarının düşüncelerinden daha önemli, daha değerli olduğunu düşünüyorsanız.

Başkalarının yaptıkları şeyleri sürekli hayal edip beklemek yerine, elimizden gelen çabayı göstererek başarısız da olsak tekrar kalkıp pes etmeksizin deneyip, hedef ve hayallerimizi gerçekleştirebilmemiz dileğiyle…

Zafer Çiğdem’in yazı ve haberlerini Twitter ve Facebook dan takip edebilirsiniz.

Saygılarımla …

Share Button
Mar 24, 2015 - Genel    No Comments

Startup Turkey 2015

I would like to share with you our fascinating three days (26-28 February) in Antalya. Startup Turkey event is made of networking. Startup Turkey is the Demo Days of Startups from Turkey, Eurasia and MENA to the investors from all over the world. Since 2008, the very best of entrepreneurs, angel investors, venture capitals, accelerators, mentors, tech companies and media have gathered in Startup Turkey, Antalya.
Startup Turkey, the leading startup event of the region, creates a perfect environment for networking. 700 invited people stayed in a marvellous hotel for three days in sunny Antalya. Conference with keynote speakers, speed networking, breakfast & dinners with founders and investors and closing party made Startup Turkey, a “must-go” event for every player of the global internet eco-system. There were 700 attendees, 150+ investors and 100+ startups coming from 33 different countries.

Startup Turkey 2015

Startup Turkey 2015

First day, the program started with Prof. Dr. Erhan Erkut’s speech. He made a perfect speech as usual. He briefly gave some suggestions for universities, entrepreneurs and angel investors as well.
Universities teach coding, however they do not teach presentation skills, group skills, research skills and also basic entrepreneurship skills.
By the way, he also talked about “Turkish Entrepreurship Foundation” @girvak ‘s Israel activity. @Girvak has visited Israel to take away their 40 fellows to visit startups and know their entrepreneurship ecosystem.
He continued his speech with the following advice;
Advice to entrepreneur: Do not overprice your startup.
Advice to angel investors: Stop acting like VCs(venture capitals), do not ask revenue, take a flyer. Do spend time with entrepreneurs, you need to spend half a day, at least two hours every week.
Advice to university: Get in the game. He finished his opening speech with these advice.

Dr. Joachim Behrendt was on the stage. He is CEO of BIC Angel Investment & Services, and President of Board of Directors of Nexum Group. According to him, we need to understand that “How VCs do deals, how they make Money?” The emphasis of his speech was mainly on that.
Be credible business case how do you organize yourself, how biggest potential do you have within Turkey, how are you going to go out. And the most important thing is Show up the meetings, answer your e-mails, be consistent, be honest, support the startups, be serious what to do and be a serious investor.

Joachim Behrendt

Joachim Behrendt

Sadok Kohen’s speech was also amazing. He shared some key points such as the importance of meeting new people.
Stand up if you fail. It’s really about failures that will teach you how to grow and will get you to the people that have the Money and will get you the trust for people invest on you.

Let’s examine some important tips from Sean Percival.
-Do not be afraid of trying “10” things to get “one” thing that works.
-98% of visitors do not convert so how do you bring them back that could be sending e-mails, sending text messages.
-Knowing your stuff with regard to marketing is key for fundraising.
-Never say “we did all these things with no marketing or we are totally going to go viral.
-If you do not know your exact numbers make something up to give to them but like have really really absolute number.
-Never use ranges with your metrics such as between (5-10M). Say specific number such as 8,548,173
And there was a panel the topic of which was “Where are the Unicorns from Turkey?” Hakan Bas has answered this question. A part of his answer’s that within 10 years endeavour, eTohum and Gİrvak will help the ecosystem to evolve and hopefully sooner or later we will have unicorns with the help of them.
Kaushal Chockshi summarized the simple equation of Angel investment as follows:
Team x Product x Market x Timing = Some $
As and end ,my favorite part is Speed Networking. It was my first speed networking experience. It’s unbeliaveable. The Speed Networking session is an icebreaker activity where participants meet each other in 60 seconds turn. We had just 60 seconds to meet and talk each other. Firstly i could not imagine that could be enough time to meet and talk about our projects, majors, interests just totaly within 60 seconds. After a while Ertugrul Belen has rung, the 60 seconds started. Somebody came to me and we could talk about so many things within 60 seconds, give our business cards to each other and take some notes and we make remember to each other to say that “do not forget to send a mail to me about your Project” etc. After the 60 minutes i got so many business cards, my pocket was full of them. Within just 1 hour I met so many succesfull investors, entrepreneurs and professors as well.

Speed Networking

Speed Networking

And time to announce the awards. The winners were selected according to the following criterias:
How well does your angel investor know the sector?
How much time the angel investor spend with you ?
Does he/she spend regular time with you?
Did he/she help you refine your business model pivot, finding customers, preparing 2nd and 3rd round?

Angel Investor Honor Award of the year – Hasan Aslanoba, Emre Kurttepeli ve Ziya Boyacıgiller
Angel Investor of the year – Joachim Behrendt
Angel Investment Award of Finance – TEB Private Banking

Challange Winners

Challange Winners

Startup Turkey 2015 Challenge winners are:

Netsparker

Play3arabi

Cubic.fm

Lastly If you can execute, believe in your own ecosystem and in your own product i think you will probably be successful.
You can also follow Zafer Cigdem’s news and blog posts on Twitter & Facebook .

Best Regards..

Share Button
Şub 20, 2015 - Genel    1 Comment

Türkiye Girişimcilik Vakfı İsrail Etkinliği

Açıkçası ben de diğer fellow arkadaşlarım gibi ilk FellowUp toplantımızda, İsrail’e gideceğimizi duyunca çok şaşıranlardanım. Gitmemize kısa bir süre kala, sosyal medyada ve günlük hayatta sık sık “Neden İsrail, ne yapacaksınız ki orada, orası tehlikeli değil mi?” gibi devam eden sorularla karşılaştık. Neden İsrail sorusuna, Sina Afra’nın Instagramda paylaşmış olduğu fotoğrafı kullanarak cevap vermek istiyorum.

israil-girisimleri

Rakamlara inanması çok zor değil mi, hele ki İsrail gibi küçük bir ülke, az bir nüfus için? Canan Döşlü’nün ifadesine kesinlikle katılıyorum. “Ortadoğu bölgesinin Silikon Vadisi, İsrail’in ta kendisi”.

En baştan alacak olursak, Girişimcilik Vakfı İsrail etkinliği 27-30 Ocak tarihleri arasında gerçekleşen mükemmel, dört dörtlük, bir dört gündü. Birçok startupı dinleyip birçok girişimciyle tanışma sohbet etme, fikirlerimizi aktarma fırsatı bulduk. Bu yazımda bu dört gün içinde beni en çok etkileyen ve bende merak uyandıran girişimlerden ve ilham aldığımız girişimcilerden kısaca bahsedeceğim.

Öncelikle Pazartesi gecesi 23:50-00:30 gibi fellow ekibinin büyük bir kısmı ile Sabiha Gökçen havaalanında buluştuk, sabah 6 civarında uçuşumuz olduğundan ve 2 saat öncesinde orda olmamızın gerekmesinden dolayı, gece buluşup geceyi havaalanında sohbet ederek geçirmeye karar vermiştik. Gece uzun süren sohbet ve beklemenin ardından Check-inlerimizi tamamladık ve uçağa binip İsrail’e doğru yola koyulduk.

Selfiesiz olmaz tabi.

israile gidiş uçak selfiesi :)

israile gidiş uçak selfiesi 🙂

… ve öğlene doğru İsrail’e vardık. İlk gün Kudüs programımız vardı. Yahudilik, Müslümanlık ve Hristiyanlık’ın izlerini bir araya getiren Kudüste, rehberimiz eşliğinde turumuzu tamamladık. Kudüs gezimiz ile ilgili detaylı bilgiye, Canan’ın güzel blog yazısından ulaşabilirsiniz.

http://canandoslu.com/girisimcilik-vakfi-israil-gezisi-1-gun-kudus-ziyareti/

Kudüs programımız bittikten sonra Yossi Vardi ile akşam yemeğine katılmak üzere Tel-Aviv’e doğru yola çıktık.

1942 doğumlu olan Yossi Vardi, girişimci/girişimcilik denilince ilk akla gelen isimlerden. Aynı zamanda “Dünyadaki web tabanlı ilk anlık mesajlaşma uygulaması” olan ICQ girişimiyle, bugün çoğu sosyal medya uygulamalarında kullandığımız, “anlık mesajlaşmanın temellerini atan kişi”. Microsoft, Yahoo, Cisco, Ebay gibi dünya devi şirketlere satılan milyon dolarlar değerindeki birçok girişimin de yatırımcısı ve destekçisi olduğu gerçeği, Yossi Vardi’nin girişimci ve girişimciliğe verdiği önemi gayet açık bir şekilde gösteriyor.

Restoranda yerlerimizi aldıktan sonra, açılış konuşmasını yapmak üzere söz Sina Afra’daydı. İsrail girişimcilik ekosisteminden ve kısaca Yossi Vardi’den bahseden Sina Bey, sözü Yossi Vardi’ye bıraktı.

Yossi Vardi’nin konuşmasında en çok etkilendiğim nokta ise, İsrail’in girişimcilikteki sırrını merak ederek sorduğumuz “Neden İsrail’de girişimcilik bu kadar yaygın, İsrail’i başarılı yapan nedir?”sorusuna verdiği yanıtıydı. Cevabında ilk günkü tur rehberimizin de söylediği, “kültür” kısmına şöyle değindi.

“Bunun aslında birçok cevabı var. Eğitim diyebilirsiniz İsrail’in eğitim sistemi çok iyi, çok iyi mühendisler yetiştiriyoruz. Devlet desteği diyebilirsiniz, evet devlet teknolojiye destek veriyor. Para çok iyi bir cevap olmasa da birçok ülkeye nazaran bu da bizim için bir avantaj olabilir. Ancak bunların hiçbiri yeterli değil. İsrail’i başarılı yapan şey “kültürüdür”. Burada anneler çocuklarını küçük yaştan itibaren çalışmaya, üretmeye teşvik ederler. Ülken için bir şeyler yapmalısın, dünya için bir şeyler yapmalısın, çalışmalısın diye telkin ederler. Bence İsrail’i farklı yapan budur. Biz çalışkan ve üretken bir kültüre sahibiz.”

Yossi Vardi ve Sina Afra

Yossi Vardi ve Sina Afra

İkinci günümüzün büyük bir kısmı Google ofisinde geçti. Şimdi sıkı durun! Google her Çarşamba günü “Startup Wednesdays” adında bir etkinlik düzenliyor. Ve bu etkinlik sayesinde, ofisini halka ücretsiz bir şekilde açıp girişimcilerin bir araya gelmesini, onların kendi aralarında fikir paylaşımı yapabilmesini, networklerini güçlendirmelerini ve dahası daha kolay bir şekilde yatırımcıya ulaşabilmelerini sağlıyor. Sabahtan akşama kadar devam eden zengin içerikli yemek ve içecek ikramlarını da unutmamak lazım tabi. Umarım Türkiye’de de en kısa zamanda Çarşamba günleri, halk günü olarak yalnızca bazı marketlerde indirimin olduğu günlerden ziyade bu şekilde bir hal alır.

Google’ın güzel açılış ve hoş geldiniz konuşmasından sonra Doron Avni(Google Ortadoğu, Afrika, İsrail ve Türkiye Bölgesi Kamu İlişkileri Direktörü) ve Alon Chen(Google Ülke Pazarlama Müdürü) tarafından yapılan sunumdaki “Google’un inovatif fikirlerinin altında yatan 8 prensibi” inceleyecek olursak;

8 innovation principles

8 innovation principles

Yazımın çok uzun olmaması adına, dinlediğimiz girişimcilerden en çok beğendiğim ikisini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Waze, dünyanın en büyük topluluk tabanlı trafik ve navigasyon uygulaması. Trafikteki kullanıcıların GPS sayesinde trafik durumunu paylaşması üzerine kurulu bir işleyişi var. Tüm kullanıcılardan toplanan bu veri akıllı bir harita üzerinde gösterilerek yaşanılan trafik sıkışıklıklarının, kazaların ya da var olan polis çevirmelerinin yerleri belirlenmiş oluyor. Böylelikle kullanıcılar var olan durumdan haberdar oldukları için gereksiz zaman ve benzin harcamasından kurtulmuş oluyorlar. Ayrıca Waze haritaları, kullanıcı topluluğu tarafından sürekli güncellenebiliyor. Böylelikle yaşadığınız yerlere yakın olan yollardaki değişiklikleri hakkında diğer Waze kullanıcılarını da bilgilendirebiliyorsunuz. Waze ile ilgili 2 sorum şunlardı;

1- Ofisimden evime daha hızlı gidebilmek ve trafiğe yakalanmamak adına, ofisten çıkmadan 2-3 saat önce waze kullanıcısı olarak gideceğim güzergâh ile ilgili “inanılmaz trafik ve yol çalışması var” gibi asılsız, doğru olmayan bir feedback verdim diyelim. O yolu kullanmak isteyenler bu paylaşımımı görüp kullanmak istemeyecektir. Bu şekilde yanlış bilgilerin önüne nasıl geçiyorsunuz ve bu kullanıcılara yaptırımınız nedir?

Uygulamada kullanıcıların çeşitli seviyeleri var. Kullanıcı uygulamayı daha aktif bir şekilde kullandıkça seviyeleri artıyor ve de bu seviyelere bakarak bilginin doğru olup olmadığı anlaşılıyor aslında. Aynı zamanda o yolu kullanan diğer bir kullanıcıdan farklı bir bilgi geldiği anda hemen güncelleme yapıyoruz. Yani çok sorun olmuyor.

2- Bu soruyu başlangıç aşamanızı(yapı taşınızı) anlayabilmek için soruyorum. Örneğin İzmir’de yaşıyorum ve de uygulamayı çok beğendim, kullanmak istiyorum. Ama İzmir’de uygulamanızı kullanan hiçbir kullanıcı yok ve bu yüzden anlık veri alabileceğim bana trafik durumunu söyleyecek kimse yok. Uygulamayı neden kullanmalıyım? Bu problemi nasıl çözüyorsunuz?

Bu soruma ikna olacağım bir cevap alamadım maalesef, sunum sonrasında kısa bir vakit zarfında sorduğum içindir belki de. “Bir şekilde başlıyor insanlar kullanıyor yavaş yavaş ve devam ediyor. “gibi basit bir cevap alabildim yalnızca. Ve empati yapıp ben olsam, “Taksiciler ve ambulanslar genellikle trafiğin büyük iki kullanıcıları. Belki ambulanslarla ya da taksicilerle uygulamamı kullanmaları için anlaşıp kazan kazan mantığınca uygulamamın yaygınlaşmasını sağlardım diye düşünüp soruma ilave olarak cevaben ekledim.

 

Diğer beğendiğim girişim ise Slick Login; Güvenlik önlemlerini arttırmak için bankalar, büyük şirketler vb. kullanıcı adı ve şifre altında ikinci bir güvenlik katmanı daha kullanma ihtiyacı duyarlar. Bu belki özel bir USB bellek belki de bir anahtarlık şeklinde özgün şifre üreticisi olabilir. 2013 senesinde kurulan SlickLogin ikinci güvenlik katmanı olarak yeni bir çözüm sunmaktadır. Ultrasonic dalgaları ve akıllı telefonunuzu kullanarak, sistemin sizi tanımasına olanak sağlamaktadır. Kullanımı oldukça basit. Bilgisayarınız insan kulağının duyamayacağı ultrasonic ses dalgalarını yayarken telefonunuzu bilgisayarınıza yaklaştırdığınızda sihir gerçekleşiyor. Ayrıca Google SlickLogin’i 2014 yılında, daha çok yeni bir girişim olmasına rağmen açıklanmayan bir meblağ ile satın alıyor.

 

Ve etkinliğin bitmesine son 1 saat civarı bir süre kala, karşımızda MEET adlı sosyal girişim projesi vardı. Tüylerimizi diken diken eden ve hepimizin merakla, heyecanla dinlediği inanılmaz bir projeydi. Barış yanlısı, eğitimi ve daha iyi bir dünyayı amaçlayan harika bir proje gerçekten.

MEET (Middle East Education through Technology), Filistin ve İsrail’deki genç liderler arasında profesyonel işbirliği kurmayı amaçlayan, MIT tarafından desteklenen, 2004 yılında kurulmuş bir girişim. MEET sayesinde Filistin ve İsrail’deki 15-17 yaş aralığındaki gençler hem birlikte eğitim alıyorlar hem de birlikte bölgeleri için projeler geliştiriyorlar. Ayrıca MEET, öğrencilerini teknolojik ve teknik açıdan yetiştirirken onların sosyal bilinci yüksek girişimciler olmasına yardım ediyor.

Süreç:

  • 15-17 yaş aralığındaki liderlik potansiyeli taşıyan insanlar seçilir.
  • 3 yıl boyunca süren bir eğitim, yaz kampları ve yıl içindeki programlarla öğrencilere aktarılır(computer science, social entrepreneurship, problem solving, leadership odaklı).
  • 3 yılın sonunda programdan mezun olan öğrenciler programa yeni seçilen öğrencilere mentorluk yapar.
  • Her yıl kazanımların paylaşılması için MEET Conference düzenlenmektedir.

Mottoları da bu güzel projeyi özetler nitelikte;

Palestinians + Israelis + MIT + Tech + Leadership = MEET!

 

 

Üçüncü günümüz ise Tel Aviv deki girişimlerden birkaçını ziyaret, halk kütüphanesi ve serbest zaman olarak devam etti. Öncelikle Tel Aviv şehri hakkındaki düşüncelerimi söyleyip sonrasında eBay İnovasyon Merkezi’ne olan ziyaretimizde dinlediğimiz The Gift Project ile ilgili edinimlerimi paylaşarak yazımı tamamlamak istiyorum.

Tel Aviv’e bir bakıma küçük İstanbul diyebiliriz. Ama İstanbul’dan küçük olmasına ve İstanbul’a kıyasla çok az bir nüfusa sahip olmasına karşın 60 adet halk kütüphanesine sahip. Her kütüphanenin kendine özgü bir konsepti var. Örneğin bir kütüphanede bir kat tamamen, yalnızca girişimcilere ayrılmış durumda. Bu da girişimcilere güzel bir feedback ortamı oluşturup fikir paylaşımı ve network konusunda çok büyük bir katkı sağlıyor olsa gerek. Eklemeden geçemeyeceğim, daha az nüfus ve daha fazla kütüphaneye sahip olmalarına rağmen gördüğümüz kadarıyla kütüphanelerin doluluk oranları, bizimkilere kıyasla çok daha fazla.

Gelelim son olarak son duraklarımızdan birisi olan eBay’e. eBay’de dinlediğimiz Gift Project’in hikayesi, kurucu ortaklarının arkadaşlarına doğum günü hediyesi alırken küçük hediyeler almak yerine, herkesten bir miktar para toplayıp arkadaşlarına güzel bir sürpriz yapma, daha iyi bir hediye alma çabası ve bu süre zarfında çektikleri zorluklara dayanıyor. Herkese bu şekilde bir düşünceleri olduklarını anlatmaları, tek tek para toplamaları vs vs. Buna çözüm olarak ise Gift Project ortaya çıkıyor.

ebay | zafer çiğdem

ebay Israel | Zafer Cıgdem

Peki eBay ve Paypal’ın da önemli iş ortakları arasında olduğu Gift Project nasıl mı çalışıyor? Temel olarak bir kullanıcı bir hediye seçip, hediyeyi vereceği kişiyi belirler ve diğer arkadaşlarını veya diğer kullanıcıları, hediye alımına katkı sağlamaları için davet eder. Yeteri kadar para toplanınca, hediyenin seçildiği mağaza, hediyeyi alıcıya gönderir. Daha küçük maliyetler, daha büyük hediyeler.

Bu dört günün sonunda 7000 gibi gayet yüksek bir sayıda ve başarılı olmuş girişimin neden İsrail’den çıktığını gayet iyi anlamış olduk.

Yukarıda da bahsettiğim gibi dört dörtlük bir dört gündü, mükemmel bir etkinlikti. Bu etkinlikte emeği geçen Girişimcilik Vakfı Ailesine, başta Sina Afra, Mehru Aygül, Öykü Yılmaz ve Yomi Kastro olmak üzere, KTH Event Agency’den Efe Kethuda‘ya ve bizlere eşlik eden, bizlerle değerli bilgi ve deneyimlerini paylaşan Emre Uğurlu, Ayşe İnal, Berrak Kutsoy ve Elif Güvenen’e teşekkürlerimizi borç biliriz. En kısa zamanda yeni bir etkinlikte görüşebilmek dileğiyle. İyi ki varsın Girişimcilik Vakfı : )

Zafer Çiğdem’in yazı ve haberlerini Twitter ve Facebook dan takip edebilirsiniz.

Saygılarımla …

Share Button
Kas 25, 2014 - Genel    2 Comments

Turkish Entrepreneurship Foundation

Have you ever heard about “fellow program” which leads university students and inoculates entrepreneurship for them? Turkey has foundation the name of which is “Turkish Entrepreneurship Foundation” by Sina AFRA in April 2014.

Sina Afra is the Chairman of Entrepreneurship Foundation and the Co-founder of Markafoni, Turkey’s and MENA’s biggest Online Fashion Company. He has been helping young entrepreneurs since 2007 as an “Angel Investor”. Besides Turkey, he has invested in Germany, United States, Holland, England and Switzerland as well.

This fascinating foundation can be regarded as the first that kind of foundation in the world works with youth to create and advance the entrepreneurship culture in Turkey. Therefore, they wanted to start from universities to develop the entrepreneurship culture. By the way, “Universities” are the best option to start. Because university students are open to learn new things, to take risks and to be inspired by others of the same age.

The Turkish Entrepreneurship Foundation enables, “fellow40” to find inspirational role models, which are quite more significant for the leading aspects of entrepreneurship, like risk taking.

Entrepreneurship Foundation is a leading institution not only for Turkey, but also for the world, by making young people a part of a social network, providing them the opportunity to meet their inspirational role models and learning from those role models’ experiences.

The Entrepreneurship Foundation aims to create the perspective of “give back” on young people. If the entrepreneur shares the success that he gained through the support of others with the community, then that success can be augmented. Within the scope of the Fellow Program, the “giveback” element is supported through role models and projects.

Entrepreneurship Foundation applies an innovative and a scientific method in the process of selecting participants. The process, consisting of 5 steps, aims to determine the leadership potential within the youth.

girvak selection process

Fellow40 is the choosen applicants who were selected out of 6400 people and deserved to be within 40. There are 20 women and 20 men who are from 6 different cities (Ankara, Antalya, Eskişehir, Isparta, Istanbul, Izmir) and 22 different universities as fellows. I am one of the fellow40. Our first meeting was held in İstanbul on 17th-18th of October and we both got so many surprises by “Turkish Entrepreneurship Foundation”, and met successful entrepreneurs. It was an excellent 2 day for each of us. As an end, we believe that we are going to change so many things, especially about entrepreneurship. My next post will be about our fist fellow meeting.

You can also follow Zafer Cigdem’s news and blog posts on Twitter & Facebook .

Best Regards..

Share Button
Kas 9, 2014 - Genel    No Comments

4 Adımda Liderlik

Lider mi olunur, lider mi doğulur gibi bir sürü, farklı farklı tartışmaları duymayanımız kalmamıştır. Sanırım yalnızca kitaplardan “Lider doğulur, olunmaz” cümlesini ve de birkaç süslü kelimeyi duyup bu fikri savunanların sayısı git gide azalıyor (Öyle ümit ediyorum). Lider doğulur, olunmaz tezini çürütmek pek de zor olmasa gerek. Yalnızca 1 kişi, sonradan lider olmuş bir kişi…

Bu yazımda liderlikle ilgili 4 önemli adımdan bahsetmek istiyorum. Yukarıda çürüttüğümüz tezin ilk kısmı “Lider doğulur”, Evet! ben herkesin doğuştan gelen liderlik yetenekleri olduğuna inanıyorum. Gün geçtikçe bu yeteneklerini köreltmeyen aksine geliştirenlere ne mutlu : )

Çocukluk/gençlik dönemimizi ele alalım;

  • Sınırsız hayal gücü
  • Sürekli yeni bir şeyler öğrenme ve soru sorma merakı
  • Nereye ulaşmak, neyi yapmak istediğimizi tam olarak bilip onun dışında hiçbir şeyi gözümüzün görmemesi, bu kısım okununca kötü gibi görülebilir ama biz ona kısaca çocuk odaklanması, “gerekirse ağlarım yaptırırım” düşüncesi diyelim : )

…ve büyümeye devam ettik. Büyüdükçe birileri tarafından hayal gücümüzün sınırlandığını, “bunu yapabilirsin ama bunu yapamazsın” denilip yeteneklerimizin kısıtlandığını geç de olsa fark ettik. Okullarımızda içimizdeki liderlik yeteneklerini canlandırmak yerine, belli başlı kurallarla makineymişiz gibi tekdüze bir eğitim… Eğitim sistemini eleştirip konunun dışına çıkmak istemediğim için yalnızca bu videoyu paylaşıp devam etmek istiyorum.

 

Tekrar eskisi gibi başarılı bir lider olabilmemiz için, cesur olup içimizdeki, o çocukluğumuzdaki hayallerimizi, azmimizi hatırlamalıyız. İşte içimizdeki liderliği tekrar yakalayıp devam ettirebilmemize yardımcı olacak 4 etkin adım:

  1. Give Back: Bilgi aktarımı yapmak, başkalarına bu konuda hizmet etmek konusunda istekli olmalıyız. Yapacağımız bu “geri vermek” eylemi hem kendi kişisel gelişimimiz hem de toplumun gelişimi açısından oldukça faydalı ve eğitici olup, aynı zamanda toplum paylaşma yetisinin daha da pekiştirilmesini, artmasını sağlayacaktır.
  2. Tutku: Yalnızca iki heceden oluşan bu kelimeye çok dikkat edin. Nasıl açıklanır, nasıl ifade edilir gerçekten bilmiyorum. Ama nasıl karşımızdaki kişiye tutkumuzu hissettirebiliriz konusunda biraz fikrim var; yaptığımız şeyi gerçekten isteyerek, severek yaparak… Tutkusu olmadan monoton/alışılagelmiş bir hayatı yaşar bence insan. Bu yüzden ne kadar yoğun olduğunuzu düşündüğünüzün bir önemi olmaksızın, yapmayı sevdiğiniz şeyleri yapmaya, onları takip etmeye devam edin. Tutkunuzu takip ettiğiniz sürece çevrenizdekiler o anlatılması güç, yalnızca hissedilmesi gereken duyguyu fark edip sizi takip edeceklerdir. Tutkunuzun ne olduğunun hiçbir önemi yok; yüzmek, dans etmek, şarkı söylemek, resim yapmak ya da seyahat etmek… Hiçbir önemi yok, Yeter ki kendinizi kandırmayın ve de tutkunuzu takip edin : )
  3. Kendinizi küçümsemeyin: Büyük küçük, yaptığınız ya da yapmak istediğiniz şeyler her ne olursa olsun, kendinizi küçümsemeyin ve de başkalarının sizi küçümsemesine, “hadi oradan nasıl yapacakmışsın” benzeri şeyler söyleyerek kapasitenizi, sınırlarınızı söylemesine izin vermeyin. Kimse içinizdeki gerçek sizi tam olarak bilemez, hatta belli bir vakte kadar siz bile bunu fark edemeyebilirsiniz. Büyük hayallerinizin olmasından korkmayın. Hayallerinizi ve neden onları istediklerini alt alta yazıp onlara odaklanın… Ve asla birinin sizi “yapamazsın” diye düşündürtmesine izin vermeyin.
  4. Kendinizi hazır hissedin: Lider olabilmek, lider gibi düşünebilmek ve hissedebilmekle başlar. Kendinizi başarılı bir lider olarak hissedin, hayal edin. Unutmayın her şey hayal edip istemekle başlar.

 

Zafer Çiğdem’in yazı ve haberlerini Twitter ve Facebook dan takip edebilirsiniz.

Saygılarımla …

Share Button
Sayfalar:123»